Sernaz ÖZDEN
Türk Dünyası Atölye Kord.
İçinde bulunduğumuz çağ, çatışmanın gündemden hiç düşmediği bir dönem. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın deyimiyle dünya “belirsizlik döneminin tam ortasında”, istikrarsızlık artıyor, öngörülebilirlik azalıyor. Ortadoğu’daki güvenlik sorunları, Karadeniz’e dair kaygılar, Rusya-Ukrayna Savaşı ve bu savaşın Rusya-Batı ilişkilerinde açtığı çatlaklar, deniz ticaretini vuran krizler, Süveyş Kanalı’na alternatif arayışları, koridor rekabeti, terörle ve dezenformasyonla mücadele, teknolojik üstünlük yarışı, kuantum ve uzay çağının savaş stratejilerine sızmasıyla ortaya çıkan veri savaşları, bunların hepsi bu çağın farklı yüzleri. Türkiye tüm bu gelişmelerin kesiştiği jeopolitik hatta yer alıyor ve bu konum onu yoğun bir diplomasi trafiğinin içine çekiyor. Bir yandan masada bir yandan sahada; hem etkin hem güçlü bir aktör olarak.
Son yıllarda Türkiye uluslararası sistemde artan bir diplomatik görünürlük sergiliyor. Zirvelere ev sahipliği yapması, çeşitli kriz bölgelerinde arabuluculuk denemeleri, insani yardımlar ve uluslararası kamuoyuna seslenen söylem repertuvarı, bu görünürlüğün önemli bir kısmını oluşturmakta. Rusya-Ukrayna Savaşı’nda diyalog kanallarını kapatmama ısrarı, Türk Devletleri Teşkilatı üzerinden Türkistan coğrafyasıyla kurulan bağlar, Moskova ile sürdürülen ilişki, Kuzey Afrika’ya dönük açılımlar ve Suriye’de izlenen politika, Türkiye’nin tek bir eksene sıkışmayan, birden fazla masada aynı anda oturabilen bir dış politika tercihini ortaya koyuyor. Buna savunma sanayiindeki ilerleme ve büyüyen ihracat, NATO içindeki konumu ve müttefiklerle sürdürülen iş birlikleri de eklenmekte.
Ülkemizin diplomatik inisiyatifleri dış politikadaki hareket alanını genişletmekte. Uluslararası toplantılara ev sahipliği yapması bunun en görünür örneklerinden biri. Her yıl düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu farklı ülkelerden devlet temsilcilerini, diplomatları, akademisyenleri ve uluslararası kuruluşları aynı platformda buluşturuyor. Forum Türkiye’nin çok taraflı diplomasiye verdiği önemi yansıtıyor.
Jeopolitik güç dengesini etkileyen önemli faktörlerden biri de savunma sistemleri ve teknolojik rekabet. 21. yüzyıl yeni savaş stratejilerine gitmekte iken savunma sanayii Türkiye’nin son yıllarda en çok mesafe kat ettiği alanlardan biri. Son yirmi yılda dışa bağımlı bir yapıdan kendi insansız hava araçlarını, füze sistemlerini ve savaş gemilerini üretebilen bir ülkeye dönüştü. Baykar’ın TB2 ve Akıncı gibi ürünleri dış politikada da etkili oluyor, bugün Türkiye’den yalnızca savunma ürünleri satın alınmıyor; ortak üretim ve teknoloji transferi için de iş birlikleri geliştiriliyor. Böylece savunma sanayiinin sadece güvenlik alanıyla sınırlı kalmadığını, dış politikayı destekleyen bir devlet unsuru olduğunu anlayabiliriz. Nitekim güvenlik kapasitesi, ekonomik katkısı ve kurulan iş birlikleri sayesinde diplomatik ilişkileri etkilemesi bunu doğruluyor. Bu noktada günlük siyasi tartışmaların ötesinde değerlendirilmesi gereken bir alandan bahsediyoruz.
Temmuz 2026’da Ankara, 2004 İstanbul Zirvesi’nin ardından ikinci kez bir NATO Zirvesi’ne ev sahipliği yaptı. Ülke liderleri ve çok sayıda davetliyi bir araya getiren zirve, Türkiye’yi ittifak içinde hem ev sahibi hem de gündem belirleyici bir konuma taşıdı. Konuşulan temalar, alınan stratejik kararlar yine bu jeopolitik güç yükselişinin bir sonucu olarak yorumlanabilir.
Zirvenin zamanlaması da dikkat çekici. Bölgesel gerilimlerin arttığı bir dönemde Ankara’nın ev sahipliği yapması, Türkiye’nin denge ve güvenlik konusunda istikrarını koruyan imajını destekledi. Bilhassa bulunduğu coğrafya ve yakın çevresi açısından bu zirve, NATO’nun Türkiye’den ayrı düşünülemeyeceğini, Türkiye’nin de ittifakın önemli ve görünür üyelerinden biri olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Zirveyle eş zamanlı düzenlenen Savunma Sanayii Forumu Türkiye’nin bu alandaki kapasitesini müttefiklerine doğrudan sergileme fırsatı oldu.
Bu tablo yapay zekâ alanındaki politikalarda da karşımıza çıkıyor. “Fark Et, İstifade Et, Üret ve Yönet” vizyonu üzerine kurulan Yapay Zekâ Eylem Planı ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın öne çıkardığı dijital egemenlik vurgusu, teknoloji, jeopolitik ve diplomasinin iç içe geçtiği günümüz dünyasında Türkiye’nin bu değişime uyum sağlamaya yönelik bir yaklaşım benimsediğini gösteriyor.
İnsanlığın barışa ihtiyaç duyduğu ancak savaşmak zorunda kaldığı bu çağda güç, coğrafi avantajların yanı sıra bu avantajları koruyacak ve değerlendirecek stratejik kararlar alabilmekle mümkün. Türkiye de bu gücü inşa ederken yeni nesil bir jeopolitik anlayışla ilerliyor. Ankara bir istikrar merkezine dönüşüyor.
