Skip to content Skip to footer

Yazar sayfası: diplomasi

Yeni Çağda Türkiyenin Dış Politika Vizyonu

Sernaz ÖZDEN
Türk Dünyası Atölye Kord.

İçinde bulunduğumuz çağ, çatışmanın gündemden hiç düşmediği bir dönem. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın deyimiyle dünya “belirsizlik döneminin tam ortasında”, istikrarsızlık artıyor, öngörülebilirlik azalıyor. Ortadoğu’daki güvenlik sorunları, Karadeniz’e dair kaygılar, Rusya-Ukrayna Savaşı ve bu savaşın Rusya-Batı ilişkilerinde açtığı çatlaklar, deniz ticaretini vuran krizler, Süveyş Kanalı’na alternatif arayışları, koridor rekabeti, terörle ve dezenformasyonla mücadele, teknolojik üstünlük yarışı, kuantum ve uzay çağının savaş stratejilerine sızmasıyla ortaya çıkan veri savaşları, bunların hepsi bu çağın farklı yüzleri. Türkiye tüm bu gelişmelerin kesiştiği jeopolitik hatta yer alıyor ve bu konum onu yoğun bir diplomasi trafiğinin içine çekiyor. Bir yandan masada bir yandan sahada; hem etkin hem güçlü bir aktör olarak.

Son yıllarda Türkiye uluslararası sistemde artan bir diplomatik görünürlük sergiliyor. Zirvelere ev sahipliği yapması, çeşitli kriz bölgelerinde arabuluculuk denemeleri, insani yardımlar ve uluslararası kamuoyuna seslenen söylem repertuvarı, bu görünürlüğün önemli bir kısmını oluşturmakta. Rusya-Ukrayna Savaşı’nda diyalog kanallarını kapatmama ısrarı, Türk Devletleri Teşkilatı üzerinden Türkistan coğrafyasıyla kurulan bağlar, Moskova ile sürdürülen ilişki, Kuzey Afrika’ya dönük açılımlar ve Suriye’de izlenen politika, Türkiye’nin tek bir eksene sıkışmayan, birden fazla masada aynı anda oturabilen bir dış politika tercihini ortaya koyuyor. Buna savunma sanayiindeki ilerleme ve büyüyen ihracat, NATO içindeki konumu ve müttefiklerle sürdürülen iş birlikleri de eklenmekte.

Ülkemizin diplomatik inisiyatifleri dış politikadaki hareket alanını genişletmekte. Uluslararası toplantılara ev sahipliği yapması bunun en görünür örneklerinden biri. Her yıl düzenlenen Antalya Diplomasi Forumu farklı ülkelerden devlet temsilcilerini, diplomatları, akademisyenleri ve uluslararası kuruluşları aynı platformda buluşturuyor. Forum Türkiye’nin çok taraflı diplomasiye verdiği önemi yansıtıyor.

Jeopolitik güç dengesini etkileyen önemli faktörlerden biri de savunma sistemleri ve teknolojik rekabet. 21. yüzyıl yeni savaş stratejilerine gitmekte iken savunma sanayii Türkiye’nin son yıllarda en çok mesafe kat ettiği alanlardan biri. Son yirmi yılda dışa bağımlı bir yapıdan kendi insansız hava araçlarını, füze sistemlerini ve savaş gemilerini üretebilen bir ülkeye dönüştü. Baykar’ın TB2 ve Akıncı gibi ürünleri dış politikada da etkili oluyor, bugün Türkiye’den yalnızca savunma ürünleri satın alınmıyor; ortak üretim ve teknoloji transferi için de iş birlikleri geliştiriliyor. Böylece savunma sanayiinin sadece güvenlik alanıyla sınırlı kalmadığını, dış politikayı destekleyen bir devlet unsuru olduğunu anlayabiliriz. Nitekim güvenlik kapasitesi, ekonomik katkısı ve kurulan iş birlikleri sayesinde diplomatik ilişkileri etkilemesi bunu doğruluyor. Bu noktada günlük siyasi tartışmaların ötesinde değerlendirilmesi gereken bir alandan bahsediyoruz.

Temmuz 2026’da Ankara, 2004 İstanbul Zirvesi’nin ardından ikinci kez bir NATO Zirvesi’ne ev sahipliği yaptı. Ülke liderleri ve çok sayıda davetliyi bir araya getiren zirve, Türkiye’yi ittifak içinde hem ev sahibi hem de gündem belirleyici bir konuma taşıdı. Konuşulan temalar, alınan stratejik kararlar yine bu jeopolitik güç yükselişinin bir sonucu olarak yorumlanabilir.

Zirvenin zamanlaması da dikkat çekici. Bölgesel gerilimlerin arttığı bir dönemde Ankara’nın ev sahipliği yapması, Türkiye’nin denge ve güvenlik konusunda istikrarını koruyan imajını destekledi. Bilhassa bulunduğu coğrafya ve yakın çevresi açısından bu zirve, NATO’nun Türkiye’den ayrı düşünülemeyeceğini, Türkiye’nin de ittifakın önemli ve görünür üyelerinden biri olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Zirveyle eş zamanlı düzenlenen Savunma Sanayii Forumu Türkiye’nin bu alandaki kapasitesini müttefiklerine doğrudan sergileme fırsatı oldu.

Bu tablo yapay zekâ alanındaki politikalarda da karşımıza çıkıyor. “Fark Et, İstifade Et, Üret ve Yönet” vizyonu üzerine kurulan Yapay Zekâ Eylem Planı ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın öne çıkardığı dijital egemenlik vurgusu, teknoloji, jeopolitik ve diplomasinin iç içe geçtiği günümüz dünyasında Türkiye’nin bu değişime uyum sağlamaya yönelik bir yaklaşım benimsediğini gösteriyor.

İnsanlığın barışa ihtiyaç duyduğu ancak savaşmak zorunda kaldığı bu çağda güç, coğrafi avantajların yanı sıra bu avantajları koruyacak ve değerlendirecek stratejik kararlar alabilmekle mümkün. Türkiye de bu gücü inşa ederken yeni nesil bir jeopolitik anlayışla ilerliyor. Ankara bir istikrar merkezine dönüşüyor.

Leave a comment

Karabağ’ın Yeniden Yapılandırılması, Büyük Dönüş ve Türkiye’nin Desteği

Ali Tayyip ENGİN
Lise Atölyeleri Koordinatörü

Giriş

1989-1994 I. Karabağ Savaşı sonucu Ermeni işgali altında olan Azerbaycan’ın Karabağ bölgesinin kesin bir zaferle işgalden kurtulmasıyla beraber bölgenin yeniden inşa ve ihya süreci Azerbaycan Cumhuriyeti için önemli bir çalışma alanı haline gelmiştir. Bu analizde Büyük Dönüş denilen bu süreç, Türkiye ve Türk şirketlerinin kardeş ülkenin bu misyonuna vermiş olduğu destek ve bunun iki ülke arasındaki ilişkilere etkisi ele alınmıştır. Bu içerik EDAM olarak gerçekleştirdiğimiz Azerbaycan saha çalışmasında elde edilen bulgularla da desteklenmiştir.

Tarihçe

Karabağ; Azerbaycan’ın güneybatısında bulunan, Hankendi, Şuşa, Ağdam, Füzuli, Hocalı da dâhil 10 şehri de kapsayan bir bölgedir. Karabağ bölgesi 1988’e kadar dayanan iddialar ve çatışmalarla 1991’de başlayan Ermeni işgaline uğradı. Bu işgal sonucu yaklaşık 1 milyon Azerbaycanlı evlerini terk ederek göç etmek zorunda kalmıştır. Bu insanlara göçkün adı verilmektedir. 27 Eylül 2020’de Vatan Muharebesi (II. Karabağ Savaşı) başlamıştır. Muharebenin sonucunda 8 Kasım’da Şuşa’nın işgalden kurtarılması ve 10 Kasım’daki ateşkesle bölgenin büyük bir kısmında işgal sona ermiştir. Bölgede henüz tam kontrol sağlanamayan nadir noktalar da 2023 Antiterör Operasyonu sonucunda işgalden kurtarılmış, nihayet bölgenin tamamı Azerbaycan’ın kesin hâkimiyetine geçmiştir. Sonuçta Azerbaycan kesin bir zafer kazanmıştır.

Büyük Dönüş Programı

İşgalin sona ermesinden sonra bölgenin yeniden Azerbaycan’a kazandırılması için Ermeni mayınlarının temizlenmesi, tahrip olan altyapının ve üstyapının imarı, nihayetinde yeniden normal hayat şartlarının tesisiyle göçkünlerin geri dönüşü önemli bir mesele haline gelmiştir. İşte bu meseleye dair oluşturulan devlet programına Büyük Dönüş (Böyük Qayıdış) ismi verilmiştir. Azerbaycan Cumhurbaşkanı’nın 24 Kasım 2020 tarihli kararnamesiyle bu sürece özel bir Koordinasyon Merkezi kurulmuştur. Büyük Dönüş Programı bölgenin ekonomik, sosyal ve çevresel alanlarda çok boyutlu kalkınmasını hedeflemektedir. Program temel olarak dört başlıkta kalkınmayı hedeflemektedir: altyapı, ekonominin yeniden kalkındırılması, sosyal gelişme ve doğal çevrenin dengeli kalkınması. Büyük Dönüş Programı için devlet bütçesinden 2020’den 2024’e kadar 17,6 milyar manat (10,3  milyar dolar) tahsis edildi. 2025 yılında ise bu rakam 4 milyar manattır (2,3 milyar dolar). Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev 2026 sonuna kadar 140 binden fazla zorunlu göçkünün yurtlarına geri döneceğini belirtmiştir.

Büyük Dönüş Programına Türkiye ve Türk Şirketlerin Katkısı

Zafer Yolu, EDAM Saha Araştırmasından

15 Haziran 2021 tarihli Şuşa Beyannamesi’nde Türkiye, Ermeni işgalinden kurtarılan rayonlarda başta mayınlı arazilerin temizlenmesi olmak üzere hayatın normalleştirilmesi faaliyetlerini destekleyeceğini belirtmiştir. Bu kapsamda Türkiye Cumhuriyeti Milli Savunma Bakanlığına (T.C. MSB) bağlı Askeri Fabrika ve Tersane İşletme AŞ (ASFAT) tarafından üretilen 20 MEMATT (mekanik mayın temizleme teçhizatı) Azerbaycan’a teslim edilmiştir. Yine T.C. MSB’nin Özel Mayın Arama Temizleme (ÖMAT) timinde görevli personeller bölgede yürütülen mayın temizleme çalışmalarına destek olmaktadır.

Aynı zamanda bu süreçte Türk yatırımcılar da kardeş ülkenin Büyük Dönüş programında büyük bir rol oynamıştır. Öyle ki, Karabağ’da en çok proje geliştiren şirketler Türk şirketler olmuştur. Türk şirketler 2025 yılına gelindiğinde Karabağ’da 118 proje başvurusunda bulunmuş, bu projelerin değeri 5 milyar doları aşmıştır. Türk yatırımcılar altyapı çalışmaları, akıllı kentler ve yeşil enerjiyi de kapsayan çeşitli alanlarda faal olmuştur. Türk şirketler, bölgede gerçekleştirilen bazı büyük projelere paydaş olmuştur. Bu projelerden bazıları; Füzuli Uluslararası Havalimanı, Zafer Yolu (Füzuli-Şuşa Otoyolu) ve Zengilan Uluslararası Havalimanı’dır. Ayrıca Karabağ bölgesinin ilk özel sektör yatırımı akıllı tarım ve hayvancılık tesisi Dost Agropark’a da Türk şirketler paydaş olmuştur.

10 Aralık 2020’de imzalanan protokolle 1 Nisan 2021’de başlayan iki ülke arasında kimlikle seyahat uygulaması, diğer Azerbaycan toprakları gibi, ilerleyen dönemde Karabağ’a da Türk turistlerin ziyaretini artırarak Karabağ’ın turizm ekonomisine katkı sağlayacaktır.

Büyük Dönüş Hakkındaki Saha Çalışması Bulguları

Saha çalışması esnasında EDAM heyeti olarak yaptığımız Karabağ ziyaretinde bölgedeki yeniden imar çalışmalarına tanık olduk. Yıkımın büyüklüğünden dolayı geçmişte “Kafkasya’nın Hiroşima’sı” olarak anılan Ağdam’ın 5 yıl içinde Azerbaycanlıların normal bir hayat sürdüğü bir şehir olduğunu ve yıllarca süren işgalden kurtulan Şuşa’daki yaşamı ve kültürel mirası görmek Büyük Dönüş programının sahadaki bir gerçeklik olduğunu anlamamızı sağladı.  Aynı zamanda Zafer Yolu gibi büyük yatırımları ve bölgenin sosyal kalkınması açısından eşsiz bir önemi olan Karabağ Üniversitesini görmek de bu anlayışı oldukça destekledi. Bu yatırımların bazılarında Türk paydaşların yer aldığını bilerek baktığımızda, kardeş ve müttefik devletler Azerbaycan ve Türkiye arasındaki iş birliğini sahada ekonomik ve sosyal boyutuyla gözlemledik.

Sonuç

Azerbaycan’ın Karabağ bölgesini işgalden kurtarmasının ardından duyurulan Büyük Dönüş devlet programı başarıyla yürütülmüş ve yürütülmeye devam etmektedir. Bölge hızla kalkınmakta ve göçkün Azerbaycanlılar yurtlarına geri dönmektedir. Nitekim işgalin bitişinden 5 yıl sonra bugün Karabağ bölgesinde 50 binden fazla kişi ikamet etmektedir.  Bu inşa ve ihya sürecinde Türkiye Cumhuriyeti ve Türk şirketleri kardeş ülkeye mayın temizliği, altyapı ve üstyapı projelerine ortaklık, yeni yatırımların sağlanması vb. birçok açıdan destek vermektedir. Bu destek iki ülke arasındaki kardeşlik ilişkisini sahaya yansıtmakta ve bölgesel iş birliğini artırarak Karabağ bölgesi başta olmak üzere iki ülkenin de kalkınmasına katkı sağlamaktadır.

Leave a comment

2026 Ankara Zirvesi Ekseninde NATO’nun Stratejik Dönüşümü

Beyzanur Sarigül[1]

Temmuz 2026 tarihinde Ankara’da düzenlenecek olan NATO Zirvesi, İttifak’ın küresel güvenlik ortamına uyum sağlaması açısından tarihi bir eşiktir. Rusya-Ukrayna savaşı beşinci yılına girerken barış umutları zayıflamaktadır. Bununla birlikte Ortadoğu’daki istikrarsızlıklar ve bölgesel çatışmalar küresel güvenlik sistemini her geçen gün daha kırılgan hale getirmektedir. Bu zorlu dönemde Amerikan yönetimi ile Avrupalı müttefikler arasında belirgin fikir ayrılıkları yaşanmaktadır. Karşı karşıya kalınan tehditlere etkin yanıtlar verebilmek adına kolektif savunma anlayışının ve siyasi dayanışmanın korunması hayati önem taşımaktadır. Türkiye jeostratejik konumu, Türk Boğazları üzerindeki egemenliği ve askeri kapasitesi ile bu stratejik zirveye ev sahipliği yapmaktadır. Türk Silahlı Kuvvetleri İttifak bünyesindeki en büyük ikinci ordu konumunu güçlü şekilde muhafaza etmektedir. Aynı zamanda Türk savunma sanayii, üretim hacmini ve müttefiklerle olan iş birliği ağını sürekli genişletmektedir. Bu durum Ankara Zirvesi’ne hem zamanlama hem de stratejik içerik açısından çok daha derin bir anlam kazandırmaktadır.

Savunma Harcamalarında Asimetri ve Askeri İnsan Kaynağı Sınamaları

İttifak genelinde en fazla tartışılan konuların başında savunma harcamalarının artırılması ve yük paylaşımının adil hale getirilmesi gelmektedir. Ocak 2025 tarihinde ABD’de yaşanan yönetim değişikliği bu tartışmaları daha da şiddetlendirmiştir. 2025 yılında gerçekleşen Lahey Zirvesi’nde müttefikler, gayrisafi yurt içi hasılaya oranla yüzde 5 seviyesinde savunma harcaması yapmayı taahhüt etmiştir. Bu yüksek hedefe 2035 yılına kadar tüm üyelerin ulaşması planlanmaktadır. 2025 yılı verilerine bakıldığında müttefiklerin tamamının yüzde 2 taban harcama sınırını aştığı görülmektedir. Buna karşın Rusya’dan algılanan tehdit seviyesinin coğrafi konuma göre değişmesi, harcama eğilimlerinde ciddi asimetriler yaratmaktadır. Rusya ile doğrudan sınırı bulunan Polonya, Litvanya, Letonya ve Estonya gibi Doğu Avrupa ve Baltık devletleri savunma bütçelerini yüzde 4 seviyesinin üzerine çıkarmaktadır. Buna mukabil, Avrupa güvenliğine öncülük etmesi beklenen Almanya ve Fransa gibi büyük aktörler harcamalarını ancak yüzde 2 sınırının hemen üzerinde tutabilmektedir. Toplam 17 müttefik ülke bu sınırlı harcama bandında yer almaktadır.

Askeri caydırıcılığın güçlendirilmesi sadece mali bütçelerin büyütülmesiyle çözülememektedir, çünkü Avrupa ordularında ciddi bir insan kaynağı krizi baş göstermektedir. Avrupalı müttefiklerin birçoğu zorunlu askerlik tartışmalarını yeniden başlatmış ve genç nüfusu orduya çekmek için çeşitli teşvik uygulamalarını hayata geçirmiştir. Ancak nüfusun yaşlanması ve askeri kariyere yönelik kültürel bakış farklılıkları bu girişimlerin önünde büyük engeller oluşturmaktadır. Ankara Zirvesi’nde bu insan kaynağı açığını kapatmak amacıyla, müttefiklerin ulusal nüfuslarıyla orantılı askeri personel sayısı taahhüt etmeleri gündeme gelecektir. Ayrıca ortak yedek kuvvet standartlarının belirlenmesi ve ulusal asker alım sistemlerinde köklü reformların yapılması yönünde kararlar alınması beklenmektedir.

Savunma Sanayiinde Standardizasyon ve Transatlantik Ayrışmanın Etkileri

Rusya-Ukrayna sahasındaki çatışmalar, mevcut mühimmat stoklarının ne kadar büyük bir süratle tükendiğini açıkça ortaya koymuştur. Geleneksel Batı tarzı savaş anlayışı, az sayıda ve son derece sofistike platformlara dayanmaktadır. Ancak günümüz muharebe ortamı hızlı, maliyetsiz ve çok sayıda üretilebilen insansız sistemlerin ve yoğun topçu taarruzlarının öne çıktığı yeni bir karakter kazanmıştır. Bu dönüşüm, savunma planlamalarında köklü bir zihniyet değişimini zorunlu kılmaktadır. Finansal kaynakların artırılması tek başına yetersiz kalmaktadır. Bu kaynakların muharebeye hazır somut yeteneklere hızla dönüştürülmesi gerekmektedir. Ukrayna ordusuna yapılan askeri yardımlar, müttefiklerin topçu sistemleri ile mühimmatları arasında ciddi uyum sorunları olduğunu göstermiştir. NATO, bu teknik problemi çözmek için standardizasyon anlaşmalarını daha katı ve bağlayıcı kurallara bağlama arayışındadır. Türk savunma sanayii firmaları; Polonya, Romanya, Estonya ve İspanya gibi müttefik ülkelerle imzaladıkları insansız hava araçları, mühimmat ve zırhlı araç sözleşmeleriyle Avrupa pazarında yükselen bir aktör haline gelmiştir. Ankara’da düzenlenecek olan geniş kapsamlı sanayi forumu, bu ortak projelerin derinleşmesi ve üretimde standardizasyonun sağlanması açısından kritik kararlara zemin hazırlayacaktır.

Öte yandan, Ocak 2025’ten bu yana transatlantik ilişkilerde yaşanan görüş ayrılıkları İttifak’ın geleceğini doğrudan etkilemektedir. ABD yönetimi, Avrupa’nın güvenlik konusunda yeterli sorumluluk almadığını ve Amerikan imkanlarından karşılıksız faydalandığını savunmaktadır. Bu doğrultuda Washington, Avrupa’da konuşlu askeri personel sayısını azaltmış ve Polonya gibi yakın müttefiklerindeki yeni konuşlandırmaları iptal etmiştir. Napoli ve Norfolk gibi önemli müşterek kuvvet komutanlıklarının liderliği ise Avrupalı devletlere devredilmiştir. Bu gelişmeler, Amerikan strateji çevrelerinde NATO 3.0 kavramının yüksek sesle tartışılmasına yol açmıştır. Fabrika ayarlarına dönüş olarak nitelendirilen bu yaklaşım, İttifak’ın Soğuk Savaş sonrası üstlendiği kriz yönetimi ve iş birlikçi güvenlik gibi misyonlardan uzaklaşmasını öngörmektedir.

İttifak’ın tamamen sert güce dayalı kolektif savunma odaklı kurucu misyonuna geri dönmesi istenmektedir. Irak’taki NATO eğitim misyonunun sonlandırılarak karargahın İtalya’ya taşınması bu stratejik daralmanın somut bir göstergesidir. Türkiye’nin bölgesel ortaklıklara ve küresel diyalog mekanizmalarına verdiği önem ile NATO 3.0 doktrininin katı sınırları arasındaki denge, Ankara Zirvesi’nin en hassas diplomatik müzakere başlıklarından birini teşkil edecektir.


[1] Beyzanur.sarigul19@ogr.atauni.edu.tr

Leave a comment

AZERBAYCAN’dan ERZURUM’a : Ahde Vefa İzlenimleri

Hasan Hüsnü YAZICI

Jeopolitik Atölye Koordinatörü

Erzurum’da şehir merkezinin çevresindeki yerleşim yerlerinin tarihinin, resmî kaynaklarda MÖ 4000’lere kadar uzandığı belirtilmektedir. Şehir; Urartular, Romalılar, Bizanslılar, Safeviler, Selçuklular ve Osmanlılar gibi birçok medeniyete ev sahipliği yapmış, Osmanlı döneminde ise bir gaza üssü hâline getirilmiştir. “Gaza üssü” kavramının kullanılmasının en önemli sebebi, bu coğrafyanın Kafkasya bölgesine açılan bir kapı niteliği taşımasıdır.

Nitekim Erkân-ı Harbiye’den emir alan Vehib Paşa, Şubat 1918’de komutasındaki Üçüncü Ordu ile Erzincan, Kelkit, Tercan, Bayburt ve Trabzon’u Rus ve Ermeni işgalinden kurtarmıştır. Bolşevik İhtilali’nin ardından Rusya’nın Brest-Litovsk Antlaşması ile I. Dünya Savaşı’ndan çekilmesi sonucunda, antlaşma hükümleri gereğince Rusların Anadolu’dan da çekilmeleri gerekiyordu. Ancak kesin emir alan Vehib Paşa, hiç vakit kaybetmeden Mart ve Nisan 1918’de Erzurum, Köprüköy, Van ve Ağrı’ya harekât düzenlemiştir.

Sırada Kars, Ardahan ve Batum’un kurtarılması vardı. Ancak bu bölgeleri de kapsayan yeni bir siyasi yapı olarak Transkafkasya Seymi kuruldu. İşte tam bu sırada Harbiye Nazırı Enver Paşa, uzun süredir destek vermek istediği Azerbaycan Türklerine ulaşabilmek amacıyla Nisan ayında yeniden harekât emri verdi ve söz konusu bölgeler ele geçirildi. Erzurum ve Kars’ın alınmasında Albay Kâzım Bey’in de önemli katkıları olmuştur.

Batum Konferansı’nda Elviye-i Selâse’nin Osmanlı toprağı olduğu kabul ettirilmiş olsa da Ahıska ve Ahılkelek demiryolları üzerinden Azerbaycan’a geçiş sağlanamadı. Konferans devam ederken Enver Paşa, Üçüncü Ordu’ya Mayıs 1918’de yeni bir harekât emri verdi ve söz konusu şehirlerle birlikte Gümrü–Culfa Demiryolu hattı ele geçirildi. 28 Mayıs 1918’de ise Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti kuruldu.

Bu gelişmeler, İttifak Devletleri arasındaki ilişkileri ciddi biçimde zedeledi. Osmanlı Devleti’nin güç kazanması ve Kafkasya’daki petrol kaynaklarına yaklaşması, Gürcüleri ve Almanları endişelendirmiş olmalıdır. Nitekim Gürcistan, 28 Mayıs 1918’de Poti Antlaşması’nı imzalayarak Alman nüfuzu altına girmeyi kabul etti.

Hâlbuki Almanların sömürgeci bir devlet olmadığı sıkça dile getirilir, değil mi? Oysa bazı gerçeklerin nasıl örtbas edildiği burada açıkça görülmektedir. Demek ki sömürgecilik ve emperyalist faaliyetler yalnızca Güney Amerika ve Afrika’da yürütülmüyormuş.

Konuya dönecek olursak Osmanlı Devleti ile Azerbaycan arasındaki ilişkiler daha da yakınlaştı. Ancak Azerbaycan, Rus ve Ermeni saldırılarına sürekli maruz kalıyordu. Bakü’yü kontrol altında tutan Stepan Şaumyan ise uzun süredir Gence üzerine yürümeyi planlamaktaydı. Harbiye Nazırı Enver Paşa, Gence’de bir yandan Ermeni, diğer yandan Rus saldırılarıyla karşı karşıya kalan Azerbaycan Türklerinin durumunu biliyordu. Ancak yardım ulaştırmak oldukça güçtü ve önlerinde birçok engel bulunuyordu.

Enver Paşa, Trablusgarp’ta edindiği tecrübelerden yararlanarak Osmanlı Devleti’nin doğrudan müdahalesi yerine gizli bir askerî birlik oluşturulmasını ve bu birliğin bölgeye gönderilerek teşkilatlanma faaliyetleri yürütmesini kararlaştırdı. Bu karar doğrultusunda Yarbay Nuri Bey, padişahın fermanıyla paşalık unvanına yükseltildi. Önce Musul’a gitti, ardından Altıncı Ordu’nun desteğiyle Tebriz üzerinden Zengezur’a ulaştı. Gence, yayımlanan fermanla harekâtın merkezi olarak belirlendi.

Bu stratejik tercih, Brest-Litovsk Antlaşması ile elde edilen Kars, Ardahan ve Batum’un riske atılmasını önledi. Ayrıca kurulan kuvvetin Gence’de kendiliğinden ortaya çıkmış bir oluşum olduğu izlenimi verilmeye çalışıldı. Bu ordunun adı da “Kafkas İslam Ordusu” olarak belirlendi. Süreç içerisinde gerçekleştirilen bir dizi harekât sonucunda Şaumyan yönetimi çöktü ve Enver Paşa’nın desteğiyle Bakü, 15 Eylül 1918’de kurtarıldı.

4-10 Mayıs tarihleri arasında Erzurum Diplomasi Araştırmaları Merkezi (EDAM) olarak Azerbaycan’da gerçekleştirdiğimiz saha çalışması sırasında gördüm ki Azerbaycan ve Türkiye, tarihin yüklediği sorumluluğu ahde vefa anlayışıyla hâlen sürdürmektedir. II. Karabağ Savaşı’ndan sonra bu bağlar, Şuşa Beyannamesi ile daha da güçlenmiştir.

Karabağ’a yaptığımız ziyaret kapsamında Hankendi’nin ana caddelerinden birine Enver Paşa’nın adının verilmiş olması, ayrıca Bakü’de Şehitler Hıyabanı’nı ziyaret ettiğimde Nuri Paşa Anıtı’nı görmem ve Anadolu’dan gelerek şehit düşen askerlerimizin hatırasıyla karşılaşmam, “İki Devlet, Tek Millet” sözünün yalnızca edebî bir ifade olmadığını; aynı zamanda ortak bir vizyonu ve kardeş devletler arasındaki tarihî bir misakı temsil ettiğini göstermiştir.

Erzurum’a döndüğümüzde ise Türkiye-Azerbaycan Kardeş Kömeği Evi’nin varlığını gördük. Zira geçmişte, Erzurum’a Azerbaycanlı hayırsever ve petrol zengini Zeynelabidin Tağıyev’in de önemli yardımlarda bulunduğu bilinmektedir.

Sonuç olarak Trablusgarp’ta Senusileri teşkilatlandırarak tecrübe kazanan ve Gence’de Azerbaycan Türklerinin teşkilatlanması görevini Nuri Paşa’ya veren Enver Paşa, Türk toplumuna eksik veya yanlış anlatılmış, zamanla unutturulmaya çalışılmış olsa da bölünemez ve sahip çıkılması gereken tarihimizin önemli şahsiyetlerinden biri olarak yerini almıştır. Bu yönüyle Enver Paşa, tarihimizde “Şehîd-i Âlâ” ve “Gazi-i Nâmdar” unvanlarıyla anılan isimlerden biri olmuştur.

Rahmet olsun ruhlarına…

Leave a comment

2025-2026 EDAM | 11th Year, 6th Meeting

The 6th Meeting organized by the Erzurum Diplomacy Research Center was held under the theme “Türkiye&Azerbaijan Relations: A New Model for Regional Diplomacy.” The program brought together students and researchers to discuss the regional and international aspects of the strategic partnership between Türkiye and Azerbaijan. As part of the event, certificates were presented to participants who successfully completed the Center’s diplomacy training program.

Field Research and Strategic Model Analysis
The meeting opened with a presentation of the findings obtained from recent field research completed in Azerbaijan. Participants shared their observations and assessments regarding the current state and future development of Türkiye&Azerbaijan relations. Discussions also focused on the legal and political framework of the alliance model established by the Shusha Declaration and its significance for regional diplomacy.

Geopolitical Dynamics and Regional Implications
Another session addressed the political and strategic developments that have taken place across the Turkic World following the Karabakh Victory. Particular attention was given to the changing geopolitical environment extending from Shusha to the Zangezur Corridor and its implications for regional actors. The discussion further examined how these developments are influencing the foreign policy approaches of countries in the South Caucasus.

Economy, Technology, and International Organizations
The meeting also explored economic cooperation between Türkiye and Azerbaijan, with particular emphasis on the role of technological diplomacy in strengthening regional cooperation. In addition, participants evaluated the roles of OIC, OPEC, and NATO in contemporary global politics and security affairs.

The program concluded with a certificate ceremony following a series of academic presentations and discussions.

Leave a comment

2025-2026 Erzurum Diplomasi Araştırmaları Merkezi | 11. Yıl 6. Buluşma

Erzurum Diplomasi Araştırmaları Merkezi tarafından düzenlenen 6. Buluşma Programı, Türkiye – Azerbaycan İlişkileri: Bölgesel Diplomasi İçin Yeni Bir Model ana temasıyla gerçekleştirildi. Gün boyu süren oturumlarda, iki ülke arasındaki stratejik ortaklığın bölgesel ve küresel yansımaları çok boyutlu olarak değerlendirildi. Program kapsamında ayrıca, merkez bünyesindeki diplomasi eğitimlerini başarıyla tamamlayan öğrencilere katılım belgeleri takdim edildi.

Saha Çalışmaları ve Stratejik Model Analizi

Etkinlikte ilk olarak, Azerbaycan’da yürütülen saha çalışmalarından elde edilen güncel veriler ve iki ülke ilişkilerinin geleceğine yönelik vizyon paylaşıldı. Şuşa Beyannamesi’nin bölgesel diplomasiye kazandırdığı yeni ittifak modelinin hukuki ve siyasi temelleri incelendi.

Jeopolitik Denklem ve Bölgesel Etkiler

Karabağ Zaferi sonrasında Türk Dünyasında yaşanan siyasal ve stratejik dönüşümlerin ele alındığı oturumlarda, Şuşa’dan Zengezur’a uzanan hat üzerindeki değişen jeopolitik gelişmeler masaya yatırıldı. Bu kapsamda, Kafkasya’da gelişen yeni dinamiklerin bölge ülkelerinin dış politikalarına olan etkileri analiz edildi.

Ekonomi, Teknoloji ve Küresel Örgütler

İki ülke arasındaki ekonomik entegrasyon süreçleri ile bölgesel iş birliğinin artırılmasında teknoloji diplomasisinin üstlendiği yeni rolün vurgulandığı programda, küresel sistem de mercek altına alındı. Genç katılımcıların analizleriyle; İslam İşbirliği Teşkilatı, OPEC ve NATO gibi uluslararası örgütlerin küresel siyasetteki işlevleri ve güvenlik mimarisindeki yerleri değerlendirildi.

Akademik bir perspektifle gerçekleştirilen organizasyon, sertifika töreninin ardından sona erdi.

Leave a comment

Geleceğin Diplomatları
Burada Yetişiyor!

Adres

Yakutiye, Erzurum 

İletişim Bilgileri

info@erzurumdiplomasi.org

+90 539 696 25 69

Erzurum Diplomasi Araştırmaları Merkezi

© Tüm Hakları Saklıdır.